
Bir yazılım şirketinde yazılım geliştirici olarak çalışıyorsanız yapmanız gereken işler yani görevleriniz bir şekilde size iletilecektir. Her şirketin kendine özgü bir görevlendirme şekli vardır. Bazı şirketler yüz yüze, bazıları yazılı biçimde, bir kısmı da elektronik yolla görev atama işini gerçekleştirirler. Şirketin hangi yöntemi seçeceği kurumsallık düzeyiyle alakalı bir durumdur.
Eğer yapacağınız işleri yazılı ya da elektronik yolla öğreniyorsanız sorun yok. Fakat görevleriniz size ağızdan iletiliyorsa problem yaşama ihtimaliniz var. Nasıl mı? Size verilen görevi bitirdiniz ve gururlu biçimde müdürünüzün yanına gidiyorsunuz. Şu diyaloğu yaşama ihtimaliniz var.
- X bey. Bana verdiğiniz görevi bitirdim, buyrun yazılımı kontrol edebilirsiniz.
– Olmamış. Raporlama kısmını yapmamışsın. Girdilerde de eksiklikler var.
- X bey böyle olması gerektiğini siz söylemiştiniz.
– Hayır ben öyle bir şey söylemedim. Benim ne söylediğimi benden daha iyi mi bileceksin?
Yukarıdaki diyalog için. Hadi canım! diyebilirsiniz. Fakat bu durumu hem yaşadım hem de yakın arkadaşlarımdan bazıları benzer durumlarla karşılaştılar.
Peki bu duruma düşmemek için ne gibi önlemler alınabileceğine gelirsek
- Toplantılarda mutlaka not tutun.
- Müdürünüzle görüşmelerinizde not tutun.
- Tuttuğunuz notları amirinize göstererek teyit ettirin.
- Mümkünse ilgili çalışma arkadaşlarınıza ve amirinize yapacağınız işlerin yazılı olduğu bir e-posta gönderin.
- Görevi bitirdiğinizde ilgili kişileri mutlaka bilgilendirin.
- Sizden başka biriyle e-posta yoluyla iletişime geçmeniz istendiğinde cc kısmına mutlaka amirinizi ekleyin.
Kendi çalışma tecrübemden ve arkadaşlarımın tecrübelerinden yola çıkarak bu yazıyı yazdım. Belki diğer sektör çalışanlarına da faydalı olabilir. Eksik yanlarını yorumlarınızla belirtirseniz sevinirim.
Hep söylenir ya insanoğlu sosyal bir varlıktır diye. Sosyal olmanın gereklerinden birisi de yardım etmek, insanlara yardımcı olmaktır. Bu yardım çok farklı şekillerde yapılabilir. Bu yazıda benden en çok talepte bulunulan “birebir yardım” konusunda bir tecrübemi paylaşmaya çalışacağım.
Yardım her zaman karşılıksız yapılmalı. Zira karşılık beklentisi içine girildiğinde bunu artık farklı bir şekilde isimlendirmek gerekir. Bununla beraber yardım edilecek konunun gerçekten telep eden kişinin işine yaraması gerektiğine inanıyorum. Çoğunlukla da böyle oluyor. Fakat kimi zaman talep edilen yardımın karşımdaki insan için çok da önemli olmadığını düşünmekten kendimi alamıyorum. Bu düşünceye genellikle anlık bir istekle ya da emr-i vaki bir taleple karşılaştığımda kapılıyorum. Bu gibi durumlarda yardımcı olmasam içim rahat etmiyor, yardımcı olduğumda da boşa kürek sallamış olma ihtimali nedeniyle huzursuz oluyorum.
Yaşadığım ikilem nedeniyle artık yardım ederken daha seçici olmaya gayret ediyorum. Ama bunu yardım talebini reddederek değil konuyla ilgili küçük bir istekte bulunarak gerçekleştiriyorum. Örneğin; güzel bir film arşivim olduğundan bahsettiğimde ortamda bulunan birisi bu filmleri getirmemi rica ediyorsa o akşam bu isteğini bana hatırlatmasını istiyorum. Bu şekilde basit isteklerde bulunarak bahsettiğim ikilemden kurtuluyorum. Fakat bu yöntemi arkadaşlarım haricindeki kişilerden gelen talepler karşısında kullanıyorum. Yanlış anlamalara meydan vermeyim
Artık yarışma programının sonuna yaklaşılmıştı. Sunucu, programın iletişim bilgilerini verip veda edecekti. İletişim bilgilerinde yer alan bir kelime dikkatimi çekmişti. Belgeç numarası. Yaşadığım afallama sonrasında sunucunun belgeç kelimesini açıklaması ile kendime gelebildim. Belgeç aslında faks demekmiş. Programın yayınlandığı kanal(nam-ı diğer devlet kanalımız), Türk diline verdiği değer nedeniyle öz Türkçe kelimeler kullanmaya özen gösteriyormuş.
Belgeç kelimesinin faks kelimesi yerine kullanılması bende Türk diline değer katıldığı hissini maalesef uyaramadı. Dahası şu ana kadar sıklıkta kullanığımız kelimelerin çöpe atılıp “alın size eşdeğer kelime bulduk, artık bunu kullanacağız” denmesi de dayatmacı bir anlayışın örneğidir. Zaten ülkemizde bu tarz dayatmalar kabul görmemekte.
Tüm dünyada ortak bir anlam ifade edilen kelimeler için bulunan karşılıklar ise evlere şenlik. İnternet için “örütbağ” kelimesinin önerildiğini söyleyeyim de varın gerisini siz düşünün. Bu tarz kelimelere öz Türçe karşılık bulma çalışmalarında mantıklı bir yan bulamıyorum. Şüphesiz bu çalışmalarda yer alan kişiler iyi niyetle hareket ediyorlar fakat bunca yıldır yaptıkları çalışmaların etkili olduğunu söylemek mümkün değil. Bence bu başarısızlığın altında yatan en önemli sebep dil kurumumuzdaki yetkililerin izledikleri yanlış yoldur. Yani dilimize yerleşmiş yabancı kökenli kelimeleri sonradan değiştirme çalışmaları doğru bir yaklaşım değildir. Eğer çalışmada yer alanlar gerekten kararlı iseler bu işi kelime dilimize yerleşmeden yapmalılar. Ve bu çalışamalar öncelikle gelişen teknoloji ile ortaya çıkan yeni kelimeler üzerinde yoğunlaşmalıdır. Çünkü dilimize giren yabancı kökenli kelimelerin bir çoğuna teknoloji ile merhaba dediğimiz inkar edilemez bir gerçek.Bildiğim kadarıyla TDK’nın dilimize yeni giren yabancı kökenli kelimelerin Türkçeleştirilmesi konusunda kapsamlı bir çalışması yok. Bu noktada ilk aklıma gelen ülkemizde milyonlarca kişinin kullandığı cep telefonu ve bilgisayarlardaki yazılımların bir standarda uyarak Türkçeleştirilmesidir. Yani yazılımlar ülke içerisinde dağıtılmadan önce mutlaka bir ön kontrolden geçirilmeli ve onaylanmalıdır.
Microsoft Türkiye’de çalışan birisinden Microsoft’un çeviri çalışmalarını nasıl yürüttüğünü ve yanlış çevirileri düzelttirebilmek için nasıl çaba sarfettiklerini dinlemiştim. O da TDK’nın bu konuda firmalara hiçbir bildirimi ve yaptırımı olmadığından bahsetmişti. Örnek vermek gerekirse, Microsoft isteseydi çevrimiçi kelimesi yerine online kelimesini de kullanabilirdi. Geçenlerde, bilgisayar biliminde yer alan “Cloud Computing” teriminin Türkçe karşılığı konusunda hararetli bir tartışma olmuştu(merak edenler buraya). Sonuç olarak yetkili merci olmasa da Microsoft’un bulduğu “Bulut Bilişim” karşılığı piyasada kullanılmaya başlanmış. Bence kavramı tam olarak karşılamamakta fakat Microsoft bir kez söylemiş
. Hal böyleyken, yani her gün dilimize yeni kelimeler ve terimler giriş yaparken dilimize yerleşmiş kelimeleri değiştirmeye çalışmak ne kadar akıllı stratejidir bunu önümüzdeki yıllar gösterecek.